Test: Sedona SD761

Sedona SD761

Bisiklet piyasamız son yıllarda kendi markalarını oluşturma çabası içerisinde bulunan Türk bisiklet ithalatçılarının uzakdoğudan getirdikleri, kendi yarattıkları markaların etiketlerini taşıyan bisiklet ve kadrolarının akınına uğramış bulunuyor. Görünüşleri ve renk seçimleriyle göz dolduran, çoğu aynı fabrikalarda üretilen bu uygun fiyatlı, hafiflik yönünden iddialı kadrolar üzerine kurulu bisikletler, piyasadaki “kendi bisikletini toplama”ya istekli kişilerin hazır kadro gereksinimini bir noktaya kadar karşılamış görünüyorlar. Belli oranda yakaladıkları başarıdan cesaret alan yılı üreticiler bisiklet sezonuna girmeye hazırlandığımız şu günlerde ürün gamlarını iyiden iyiye genişletip renklendirerek, her zamankinden daha iddialı bir şekilde yeni yıla umutla bakıyorlar.

Yıllardır tanınmış markaların kaliteli kadroları üzerine kurulu bisikletler kullanmış bir dağ bisikletçisi olarak son iki yıldır, Giant’ın XTC alüminyum kadrosunu kullanıyordum. Specialized’ın Distribütörlük konusu netleştikten sonra başka markalara artık gereksinim duymayacak olduğumdan, sahip olduğum bu güzel kadroyu elimden çıkartmış (yeni sahibinin güzel günlerde kullanmasını dilerim) neredeyse 2-3 haftadır bisikletsiz kalmış bulunmaktaydım.

Sonunda bu geçiş döneminde bisikletsiz kalmamak adına çok merak ettiğim, fiyat-performans oranı yüksek olduğu söylenen toplamaya hazır piyasada bekleyen Türk markalarından bir kadro üzerine yeni bir bisiklet toplama kararı aldım.

Sedona‘nın geçtiğimiz yıl sonlarında piyasaya sunduğu SD761 adındaki kadrosu test için seçtiğim model oldu.

Donanım Seçiminde Tavsiyeler Çok uzun zamandır dağ bisikleti kullanıyorum. Bisiklet konusunda özellikle donanım seçimi konusunda çok hata yapmışlığım, hatalarımdan çok önemli dersler çıkarmışlığım vardır. Bu bölümde özellikle bisiklet toplama konusunda bana e-posta gönderip akıl danışan okurlara yardımcı olmak, bir nebze olsun yol gösterebilmek amacıyla donanım seçimi konusunda inandığım doğruları paylaşmak istedim.

Alivio’dan, XT’ye, SRAM Rocket’ten, X9′a, Shimano ve SRAM’ın pek çok çekiş sistemi parçasını bizzat denemiş bir insan olarak donanım seçimi konusunda izin verirseniz şu genel çıkarımları yapmak istiyorum…

  • Satın alacağınız çekiş sistemi parçaları, doğru ve itinalı kullandığınız sürece çok uzun süre size hizmet edeceklerdir.
  • Hangi bisikleti satın alacak, hangi kadro üzerinde bisikletinizi toplayacak olursanız olun, yapacağınız çekiş sistemi ve donanım seçiminde, kaliteli vites geçişlerini size sunacak, az hata yapan, uzun süre yapılan ayarı koruyabilen birbiriyle uyumlu bir çekiş sistemi edinmek birincil hedefiniz olmalıdır.
  • Doğada “spor amaçlı dağ bisikleti yapmak isteyenlere”, kullanılacak kadro hangi seviyede olursa olsun, Shimano’da Deore, SRAM’da X5′in altında çekiş sistemi parçalarını tercih etmemelerini sağlık veririm.
  • Arka vites aktarıcıda Shimano’da Deore, SRAM’da X5′nin altına düşmemelisiniz. Benim tercihimi sorarsanız LX ve X7′nin altına inmeyeceğimi söyleyebilirim.
  • Aynakolda ise gerekli rijidite ve yeterli güç aktarımının kayıpsız yapılabilmesi için LX’in altına düşülmemesi yerinde olacaktır. Truvativ’in dünyada gittikçe popüler olmaya başlayan bir marka olması dolayısıyla Shimano ile muadil aynakol modellerini de rahatlıkla seçebileceğinizi belirtmek isterim. İlk fırsatta Truvativ aynakolları da bizzat denemek isteğim var onu da belirteyim.

Bu noktada sık sık karşılaştığım önemli bir hatayı aktarmak isterim: Çoğu bisiklete yeni başlayan ya da bisikletlerini geliştirmek isteyen arkadaşımız, vites sistemlerinin zirveleri olan Shimano’da XTR, SRAM’da XO grubu parçalarına çoğu zaman gereksiz şekilde yatırım yapmaktadırlar.

Bütçesi kısıtlı olduğunu bildiğim nice arkadaşın sırf en üst model oldukları için arka aktarıcıda XTR ve XO (hatta XO karbon) modellerine yöneldiklerini gözlemlemekteyim.

Arka aktarıcılar, vites geçişlerinde performans üzerinde en fazla etkiye sahip parçalar olsalar da, bisiklet üzerinde belki de zarar görmeye en yatkın parçalardır da.

150-160 dolar (ya da euro) vererek satın aldığınız bu egzotik parçaların omürleri, takılacakları bir dal parçasıyla bir anda sona erebilmektedir.

Bu nedenle bu parçaların 3′te biri değerinde olan ve neredeyse aynı teknolojiye sahip bir ya da iki alt model arka aktarıcı modellerini tercih etmenizde fayda görüyorum.

Benim tercihim son yıllarda Shimano’da XT, SRAM’da X9 yönünde oldu. Daha önce ise LX ve X7′nin altına hiç inmedim.

Bu bölümün sonunda size verebileceğim tavsiye, en iyi fiyat performans oranını gerek aynakol gerekse aktarıcılarda Shimano’da LX, SRAM’da X7 modellerinde yakalayabileceğinizdir.

SD761 İle Kullandığım Donanım Hafiflik ve performansı birarada makul bir bütçe ile yakalayabilmek için seçtiğim ve son 2-3 senedir kullandığım donanımı şu şekilde özetleyebilirim:

XT Aynakol - XT Ön Vites Aktarıcı - X9 Gripship Vites Değiştiriciler - X9 Arka Vites Aktarıcı - Jant Setlerinde XT Göbekler - SRAM PG970 Arka Dişli - Avid Juicy 7 Disk Fren - Rigida XC420 Jantlar - Easton Monkey Lite Riser Gidon

Bu ve benzeri bir donanımla bisiklet üzerinde çok mutlu olacağınıza kefil olabilirim. Hatalı vites değişimlerini, zincir kilitlenmelerini, ayar kaymalarını böyle bir sistemde yaşamanız neredeyse olanaksız hale gelmektedir. Hafiflik - performans yönünden de bu kombinasyon cepleri fazla boşaltmadan donanım konusunda yapılacak en iyi yatırımlardan biri olacaktır.

Ucuz Parçalar Gidon boğazı ve sele borusu ise yine Aslı Bisiklet‘in ithal etmekte olduğu Amoeba markasının hafif ve hesaplı parçalarından. Sele yine hafifliği ile ünlü hesaplı Velo markası. Son saydığım bu 3 parça ülkemizde bisiklet toplayan arkadaşların sık sık başvurdukları cinsten parçalar. Performanstan öte bütçe ön plana çıktığında neredeyse alternatifsiz gibi görünen bu parçalar genel anlamda önemli bir sorun çıkartmıyor kullanımda.

Herhalde Aslı Bisiklet de bu bisikleti tanıtım amaçlı toplasaydı aşağı yukarı benzer parçalar kullanmaya çalışırdı diye düşünüyorum.. Fark olarak belki gidon da Amoeba olurdu hepsi bu.

Hafiflik için Rock Shox SID Team, en hesaplı ve etkin çözüm gibi görünüyor. Ben de 2 yıldır bu amortisörü kullanıyorum. Hafifliği dışında herhangi olumlu bir özelliği olduğunu söyleyemeyeceğim model yerine yeni spora başlayacak ve kaliteli bir amortisör edinmek isteyenleri, Rock Shox’ta Reba serisi modellerinii tercih etmelerini salık veririm.

Hafiflik ve performans ikilisi ile ilgili olarak Türkiye’de kafaların ciddi anlamda karışmış olduğunu düşünüyorum. Bu konuda söyleyecek çok şeyim var ancak bu noktada test konumuzun çok dışına çıkmak istemediğimden, düşüncelerimi bir başka yazımızda sizlere aktarmayı planlıyorum.

Topladığım bisikletin ağırlığını tartıda tam olarak ölçmesem de yaklaşık 11 -11.2kg civarı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sonuçta ortaya hafif, umut vadeden, iyi görünümlü bir yarı sabit çıkartmış olduk öyle değil mi?

SD761 Kadro Özellikleri www.sedona.com.tr adresinden de öğrenebileceğiniz üzere kadromuz, 6066 Alüminyum alaşımdan üretilmiş ve hafiflik için 3 kez dipçiklenmiş borulara sahip.

Köşelendirilip ovalleştirilmiş üst boru direnç sağlıyor

“Kağıt üzerinde” modern bir alüminyum kadroda olması gereken neredeyse tüm özelliklere sahip bir kadro SD761: Üst boru ile çeki borusunda, boruların yuvarlaklıkları köşelendirilip ovalleştirilerek, ilave sertlik ve rijidite sağlanmaya çalışılmış. Monostay arka üçgen bağlantısı çok kaliteli görünmese de kağıt üzerinde bu özelliğin kadroda yer alması artı bir puan olarak gözüküyor.

Disk ve V-Fren uyumlu olan kadro, toplamda boyuna göre 1500-1550g seviyelerinde ki bu ağırlık eski XTC kadromun ağırlığıyla neredeyse aynı. Test için seçtiğim kadro 18″ boyutlarındaydı ve vücut ölçülerime çok iyi uyum sağladığını söyleyebilirim.

Sonuçta ortaya çıkan sonuca da bakıldığında herşey kağıt üzerinde çok güzel görünüyordu. 130 euro vererek elde edebileceğiniz bu kadro 16″ ve 18″ boyutlarında sunuluyor, hafiflik ve donanım uyumluluğu konusunda gerekli tüm özelliklere sahip.

İşçilik, boya kalitesi ve kaynak noktalarına gelince, ortaya çıkan sonuç “kötü” olarak değerlendirilemeyecek cinsten. Kaynak noktaları çok fazla belirgin ve hızlı işçiliğe işaret etse de bu noktaya şu aşamada fazla takılmamak ve önemli olanın dayanıklılık ve bisikletin sürüş karakteristiği olduğunu bilmek gerekiyor.

Monostay arka üçgen bağlantısının çok özenli uygulandığını söyleyemem ancak kadronun arka üçgenindeki rijidite üzerine denemeden yorum yapmak pek doğru olmaz.

Sıra yeni topladığım bu bisikleti sürmeye gelmişti yani işin en keyifli yanına…

Sürüş Notları Hangi tür bisiklete binerseniz binin her yeni bisiklet, sürücüsüne ilk binişte her zaman farklı duygular hissettirmektedir. Yeni bisiklet satın alma isteği uyandıran belki de en önemli özellik de bu değil midir zaten?

Ben de bu yeni bisikleti test etmek için sabırsızlanıyordum doğrusu. Bisikletin üzerine ilk bindiğim andan itibaren, vücuduma ne kadar uygun bir kadro olduğunu düşündüğümü hemen belirtmek isterim. Üzerinde rahattım. Kadronun boyutları eski XTC’mden daha uygundu benim için.

Bu durum heyecanımı artırmıştı.

Hemen evimin yakınındaki test parkuruma attım kendimi. Bu 13-14km’lik parkur, bir dağ bisikleti parkurunda olması gereken neredeyse tüm özellikleri içerisinde barındırıyor. Çoğu patika olan inişli çıkışlı ve sık keskin dönüşlü parkur, gerek lastik testleri için gerekse bisiklet testler için biçilmiş kaftan.

Asfalt üzerinde katettiğim ilk birkaç yüz metreden sonra, kadronun yerden gelen neredeyse tüm titreşimi vücuduma aktardığını hissettim. Hayır lastik havalarımı özellikle ayarlayıp kontrol etmiştim: Genelde 31-33psi civarı kullandığım basınçta lastiklerin bir nebze de olsa hissettiğim bu titreşimi emmesini beklerdim doğrusu.

Bisikleti dinlemeye devam ettim. Patika yola girdikten hemen sonra, tırmandığım yokuşta, en fazla dikkatimi çeken şey özellikle orta mil bölgesindeki hissedilebilir esnemeydi: Yıllardır kaliteli yarı sabitler kullanınca insan, esneyen ve esnemeyen kadro arasındaki farkı çok net algılayabiliyor.

Yarı sabitlerin en önemli özelliklerinden olması gereken “esnememezlik” ve “rijit” olma özellikleri sanki bu bisiklette biraz geri planda kalıyordu. Bir kaç sıkı ayakta depar ve tempolu sert pedallayıştan sonra, olay net bir şekilde ortadaydı. Kadroda muhtemelen orta mil civarında yeterince sertlik ve destek sağlanamamıştı.

Zorlamalarda ve bozuk zeminde ön amortisörde yaşanan esneme hareketi tüm bisiklete yayılmakla kalmıyor, darbeden sonra, dalga dalga bisiklet esnemeye bir süre daha devam ediyordu. Bu dikey düzlemdeki esnemeydi.

Pedal çevirdiğim parkurda sert dönüşlerin varlığından bahsetmiştim hatırlarsanız. Özellikle virajlara olabildiğince hızlı girerek, bisikletin yanal baskılara karşı direncini hissetmeye çalıştım bu kez…

Ne yazık ki aynı esneme hareketi yine hissedilebiliyordu.

Kağıt üzerinde oldukça olumlu gözüken, 130€’luk fiyatıyla cep yakmadan güzel bir bisiklete sahip olmanızı vaadeden SD761 kadro, ne yazık ki kağıt üzerindeki bu başarısını gerçek hayatta sürüşe taşıyamamıştı.

Düşük fiyata ve kadronun özelliklerinin cazibesine kanabilecek, benzer kadrolara yönelebilecek okurlarım için şunu belirtmekte fayda var.

Tavsiyeler Eğer bütçeniz “gerçekten” kısıtlıysa, vücudunuza uygun ölçülerde, kötü görünmeyen bir kadroya - bisiklete sahip olmak istiyorsanız, SD761′i satın alabilirsiniz. Esneme konusu bisiklete yeni başlayacak, çok üst düzeyde yarışmayı düşünmeyen pek çok insan için katlanılabilir seviyede. Yani esneme deyince öyle büyük salınımlar gelmesin aklınıza. Bahsettiğim esneme tamamıyla çok üst seviye ve kalitede üretilen “ünlü markaların” kadrolarıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkan bir his.

Eğer toplamaya hazır malzemeniz varsa, SD761′i deneyebilirsiniz. Hiç de pişman olmayacağınız oldukça derli toplu bir bisiklete sahip olacağınızı bilmenizi isterim.

Ancak eğer ciddi yarışmayı düşünüyorsanız, hafif bir bisiklet toplamak isterken performanstan vazgeçemeyeceğinizi düşünüyorsanız, kaliteyi arıyorsanız, bir kere alacağım doğru bir kadro almak istiyorum diyenlerdenseniz, bisiklet üzerinde rahatlık arıyorsanız SD761′in (ve belki yarı sabitlerin) size göre olmadığnı söyleyebilirim. Kısıtlı bütçeli dağ bisikleti severler için Sedona’nın yeni modellerinin ve SD761 kadronun piyasada dikkate alınabilecek önemli alternatiflerden olacağını düşünüyorum.

SD761′i bir süre daha mümkün olduğunca keyif alarak sürmeye devam edeceğim ve emin olun her anından zevk almaya çalışacağım. Sonuçta önemli olan doğada, bedeninize uygun doğru ölçülerde bir bisiklet üzerinde pedal çevirebilmek değil midir? SD761 bu duyguları size yeterince yaşatabilecektir. Herşeyin daha iyisi, daha kalitelisi var tabii ki hayatta.

İnsan bir kez iyinin, kalitelinin ne anlama geldiğini öğrendiğinde geriye dönüp de “sıradan”la yetinebilmesi pek mümkün olmuyor. Belki de “sıradanı” yaşamadan “iyinin” değerini taktir etmek de mümkün değildir? Ne dersiniz?

Referans Siteler:

3 Cevap kime “Test: Sedona SD761”

  1. Emre, sanırım siteni bir sebepten yeniliyorsun. Yukardaki testinde kullandığın Sedona’nın 2006 model olduğunu ve üzerine iki model yenilendiğini hatırlatalım da yazıyı yeni farkedenler eski bir model olduğunu atlamasınlar.

    2006 model kırmızı (testteki kadro).
    2007 model Turkuaz rengi,
    2008 model ise siyah ağırlıklı siyah-beyaz iki renktir. 2008 modelde motostayi değiştirdik.

  2. Evet eski sitede kaybetmek istemediğim yazıları buraya taşıyorum bu aralar. 2008 modelleri ayrıca yazacağım. özellikle 2008 SD761′in rengini çok beğendim. Çok güzel görünüyor. Umarım en kısa zamanda piyasaya çıkarlar…

  3. 761 hariç diğerleri geçtiğimiz haftadan itibaren piyasaya çıktılar. 761 “lead time” jokerini çekti. Nisan 9′da İstanbulda ben de yeni bisikletimi toplayacağım. Ama karar veremedim 761 mi olsa, 781 mi?

Yorumla

XHTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>