Geçtiğimiz iki günde, 2 bölüm halinde sizlere hikayesini aktardığım bisikletsever arkadaşımın adı Ali Güneyligil’dir. Kendisi Gaziantep’te ikamet etmekte olup, bisiklet sürmeye devam ederek sağlığını koruyarak, yaşam kalitesini artırmaya devam etmektedir.
Bu güzel hikayenin okuyacağınız bu son bölümünde, Ali’nin bisiklet sevgisini hangi noktalara taşıdığına şahit olacaksınız. Umarım Ali’nin hikayesi, bisiklet sporuna yeni başlayacaklar için güzel bir örnek, sporun içinde olanlar için de hoş bir nostalji olmuştur. Hepimizin farklı açılardan, bu hikayeden alacağı dersler olduğunu düşünüyorum. Az binenler, bu yazı serisini okuduktan sonra belki daha çok pedal çevirmenin yollarını arayacak, sağlık problemi çekenler, bisiklete başlamanın iyi bir seçenek olacağını görecek, yeni bisiklet almak isteyenler ise ileride kendilerini nelerin beklediğini tahmin edip adımlarını ona göre atacaklardır.
2TEKER okurları adına “teşekkürler Ali” diyorum…
‘Tour de France’ başlamış, vakit buldukça etapları izliyor ve çocukluğumda babamın benim için satın almaktan kaçındığı yarış bisikletini düşünüyordum. Adnan Ağabey’in “yola bir kez binersen dağ bisikletini unutursun” sözü geldi aklıma. Ondan bana bir yol bisikleti ayarlamasını istedim:
Yol bisikletlerini denemek istiyordum.
Birkaç deneme antrenmanından sonra artık kurdu olduğum online satış yapan yabancı bir firmadan bayağı uygun bir fiyata ‘Shimano Ultegra’ donanımlı, XL bir karbon Giant TCR yol bisikleti satın aldım ve o sıralarda Amerika’ya giden bir arkadaşım aracılığı ile de 2 hafta içerisinde yol bisikletimin üzerinde antrenman yapmaya başladım.
50km’lik sürüşlere, dağ bisikletinden sonra “bana mısın?” demiyordum. Fakat kadro benim için büyüktü ya da bana öyle geliyordu. 1 ay sonra çıktığım bir Almanya gezisinden aynı kadronun L (Large) bedeniyle döndüm.

Yine şeytanım yardım etmiş uygun fiyata almıştım. Artık kışlık kıyafetlerim de vardı ve kışı iyi havalarda yola, kötü havalarda dağa, çok kötü havalarda evde simülatöre binerek geçirmeye başladım.
Fakat doktor peşimi bırakmıyordu. Verdiği ilaçlara, Akdeniz mutfağına ve onca spora rağmen kan değerlerimde bariz bir değişiklik olmadı. Sadece hiçbir ilacın yapamadığı HDL değerim spordan yükselmiş, LDL’im düşmüş ve tansiyonum da normale dönmüştü.
Çektirdiğim “Eforlu sintigrafi”de de kalbimde bir problem görünmüyordu.
O sıralarda tanıştığım Adnan abi gibi eski bir milli yol bisikletçisi olan Uğur ile antrenman yapmaya başladık. O da benim ateşim ile gaza gelmiş yıllardır binmediği bisikletini çıkartıp bisiklete biner olmuştu.
100 km bineceğiz diyordu bana ve ben inanmıyordum. Yaşımı boyumu ağırlığımı göz önünde bulundurarak bana uygulattığı sürüş teknikleri ve antrenman programı sayesinde “yaptığım km” artmaya başladı.
Bu arada ben iyiden iyiye yol bisikleti sürmeye başlamıştım. Artık bir takım bile tutuyordum: Team CSC.
Bilgisayarda oynadığım bisiklet yarışı oyununda başladım sevmeye bu takımı. Ivan Basso ve Sastre ile tüm takımları dize getiriyordum. Formaları da çok güzeldi ve fakat esas güzel olan bisikletleriydi.
Arabamı bile alırken özellikleri için almıştım. Ama ilk defa bir şeyi beğendiğim için almak istiyordum. Almanya’da çok yakın bir arkadaşım, araştırmaları sayesinde yine ciddi bir fiyat farkı ile bir “Cervelo Soloist Carbon” buldu bana 56 kadro ölçüsünde.
Ama bu sefer her parçasını ayrı ayrı topladım. İş için sıkça geldiği Türkiye yolculuklarından birinde bana getirdi bisikletimi. Ben de İtalya yolculuğumun son gününde keşfettiğim bir mağazadan satın aldığım “Mavic Ksyrium S” jantlar ile son noktayı koydum.
Aklımda tek bir soru işareti kalmıştı: 1 kg’ın altında ağırlığa sahip bir kadro, benim boyutlarımdaki bir adamın ağırlığını taşıyabilir miydi?
Sırf bu nedenle, büyük boy (large) kadrolu Giant’ımı bir süre satmadım. Geometrisi alışılmışın dışında olan Cervelo’ya ise kısa sürede puanını verdim.
Artık kendime hiç inanamıyordum: Hepsi karbon olmak üzere 2 yol ve 1 dağ bisikletim vardı. 2. yol Giant’ımı da satmanın zamanı gelmişti. Farklı bölümlerinde farklı özelliklerde karbon kullanılan Cervelo, gerçekten çok özel bir çalışmanın eseriydi.
6 ayda 3000 km yi sorunsuz bir şekilde geçtim yeni bisikletimin üzerinde.
Yaşım ve yapmış olduğum spordan dolayı doktorum ve ailemin baskısı sonunda kısa bir süre önce “katatersiz anjiyo” oldum. Ankara Hacettepe’deki makine %2′lik yanılma payı ile netice veriyor. Sonuçta, bir damarımda %20 diğerinde ise %30’luk plağa dayalı daralma olduğu görüldü. İşin tehlikeli olan yanı, efor sırasında bu plağın yırtılıp kalkarak damarı tıkaması ve kalp krizine neden olmasıydı.
Sporun bir diğer güzelliği de düzenli spor yapan insanlarda ise oluşan plakların yırtılarak damarı tıkaması ihtimalinin spor yapmayanlara oranla çok daha düşük olmasıymış.
Biliyorum ki, ister yol bisikleti olsun ister dağ, bisikletin her türü öncelikle daha sağlıklı olmama hizmet ediyor.
Eğer bir şeye tutku duyuyorsanız yapabileceğinizin ve alabileceğinizin en iyisini tercih edin.
Ben bunu deneyerek öğrendim. Geçen 2 yıl içerisinde hafta içi 40-50’km’lik tempolu parkurlarda, haftasonları da 70-120 km’lik uzun mesafelerde gençler ile birlikte pedal çevirebilir hale geldim. Yaşadığım şehrin olumsuzluklarına rağmen tayt giyer kask takar oldum. İlk zamanlarda “selenin verdiği sıkıntı” haricinde, malzeme toplamaktan, 20 km’lik aman vermeyen rampalar çıkmaya kadar bisikletin her aşamasından büyük zevk aldım.
En azından daha yüksek bir yaşam kalitesine sahip olabilmek için elimde güçlü bir araç ve umut var artık. Sanırım tüm bu uğraşlarım sonucunda elde ettiğim en güzel hediye de bu oldu.
Okuyan tüm bisikletseverlere sevgilerimle……
Yazan: Ali Güneyligil








ali bey merhaba ;
yazınız ve hikayeniz çok güzel. bende bisiklete yeni başlayan bir bisiklet severim. okuduklarım çok hoşuma gitti . sizide tebrik ediyorum.
hoşçakalın
merhaba bende sizin gibi bisiklet hayranı biriyim bisikletim benim en iyi arkadaşım her yere onunla gidiyoruz artık benim hayatımın belkide en önemli parçası sizinle tanışmak ve biskletlerle gezmeyi çok isterim